Rüya Anıdan Sayılır Mı?
Rüyalarımızı beynimiz nasıl depolar?
Canlılar, yaşadıkları
süre boyunca sayısız minik zaman parçacıklarına fark etmeden ömürlerinden
bırakarak sürekli yaşlanırlar. Hayvanlar, bitkiler, insanlar… Zaman ve mazi,
canlılıktan beslenir. Bireyden bir duygu, ses, koku, düşünce alıp götürür. Her
bir candan biriktirir bunları mazi kendinde. Ama iradesi olmayan canlılar bunu
fark edemez: hayvanlar, bitkiler gibi. Nasıl olur da herkesin yaşadığı tek bir
zaman, sayısız bunca canlının hazinesini biriktirebilir? Herkesin yaşadığı aynı
altmış saniye, nasıl olur da trilyonlarca farklı durumla dolabilir? Kimi zaman
bir kişiyi alıp ebediyete karıştırırken kimi zaman bir can dünyaya getirir bu
minik zaman parçacıkları. İşte ben “An” denen kelimeyi böyle tanımlıyorum. Ne
gariptir ki bunca olgu sadece iki harfli bir kelimeye sığıyor. Ve çabucak
geçiyor.
Peki, yaşadığımız
sayısız anları düşünmek istesek muhtemelen birçoğunu çoktan unutmuş olduğumuzu
hatta bazılarını düşünemediğimizi -düşünmeye değer bile görmediğimizi- fark
ediyoruz. Mesela nasıl ki on gün önce kahvaltıda ne yediğimizi, bir ay önce
bugün ne renk giydiğimizi, ilkokulda kaçıncı sırada oturduğumuzu ve bunun gibi
birçok zaman dilimini yaşayıp unutuyoruz. Beynimiz için bu tür şeyler sıradan
geliyor. Ama oysaki bu olaylar yaşanırken beynimiz, irademiz sayesinde hep
başrolde oldu. Nasıl olur da zaman ilerledikçe beyin bunları depolamayı bile
gereksiz görmeye başlıyor? Şimdi bu konuyu biraz açalım.
Beynimiz, yaşadığımız
süre boyunca binlerce karar verir, binlerce kez bir şeyler üretir. Çoğu zaman
bu durumu fark edemeyiz bile. Ve bu verdiği kararlar doğrultusunda ortaya çıkan
sonuçları -yani yaşamı- izler, yaşar, gerekli gördüğü anları depolar, gerekli
görmediği anları ise bizim “unutmak” dediğimiz eylemle siler. Neyi depolayıp
neyi depolamayacağına ise duygular ve mantık sayesinde karar verir. Ve
depolamaya karar verme süresi, tam olarak o anda gerçekleşir. Bu karar
vermesinde rol oynayan bileşenleri aslında birer etiket olarak düşünebiliriz.
Mutluluk, korku, sevinç, heyecan, endişe, üzüntü, pişmanlık... Bunlar, yaşanan
olaylardaki hal durumumuza göre, zihnimizde olaylarla bağdaştırılır. Bu durumu
anlamak için şöyle bir deney yapalım: Bundan beş ay önce, bugün ne giymiştin?
Hatırlayabiliyor musun? Eğer o gün senin için özel bir anlam teşkil etmiyorsa
muhtemelen cevabın hayır olacaktır. Peki o zaman, en son bayramda ne giydin
desem? Ya da hatırında kalmış bir kutlamada üzerinde hangi renk giysiler vardı?
İşte şimdi bir şeyler hatırında canlanmaya başlamıştır bile. Çünkü, o anki
durumda belirli bir duygu yoğunluğu yaşadın. O hatırladığın kutlama belki de
beş ay, hatta beş yıldan bile önce yaşadığın bir andı. İşte bu anı
hatırlayabilmeni sağlayan, duygu etiketidir. O an senin için mutlu, heyecanlı,
endişeli… an olarak etiketlenmiş, beynin ise onu bir kitap gibi detaylarıyla
yazıp, duygu raflarından birisinde saklamış.
Bu şekilde duygularla
etiketlenip, yaşam boyunca beynimizdeki o mazi kütüphanesinde sakladığımız o
anları ben “Anı” olarak tanımlıyorum. İşte anıların, diğer anlardan farkı
budur. Duygulardır.
Peki o zaman,
duyguları biz sadece gerçek yaşamda mı yaşarız? Yarı ölüm dediğimiz, kişinin iç
dünyasında dönen dünya, “uyku” denen kapıyla girdiğimiz rüya aleminde
yaşadığımız duygular ne olacak? Ağladığımız rüyalar, mutlu olduğumuz rüyalar,
kızgın olduğumuz, korktuğumuz rüyalar… Orada da bir sürü olaylar yaşıyoruz.
Hatta bu yaşadıklarımız belki çoğu kez saçma oluyor. Rüyaların neye göre ve
nasıl oluştuğuna dair birçok tanım ve araştırma var. Bence rüya, gerçek hayatta
yaşadıklarımızın arka planında, bizim bile anlam veremediğimiz şeyleri bilinç,
bize fark ettirmeden topluyor, biz rüya alemine varmadan önce bilinç, yine bize
fark ettirmeden gerçek hayatta topladığı malzemelerle bir şeyler hazırlıyor,
sonra biz uyuduğumuzda ise bilinç bizi bırakıp hazırladığı şeyleri gösterime
sunuyor. Belki saçma rüyaların açıklaması da bilinç bazen bunları yaparken eli
ayağına dolaşıp saçma rüyaların ortaya çıkması olabilir. Uyandığımızda ise
-rüya aleminden çıktığımızda- belki onu çoktan unutmuş oluyoruz, belki silik
görüntülerle hatırlayıp bilincimiz tam olarak açıldığında unutuyoruz, belki de
asla unutmayacağımız bir rüya olup çıkageliyor.
Şimdi aynı deneyi bir
de rüyalarımız için deneyelim. En son gördüğün rüyayı hatırlıyor musun? Ben
açıkçası hatırlamıyorum. Peki, herhangi bir rüyanı anlat desem? Şu an belki
birkaç rüya aklına gelmiştir. Benim de hatırımda kalan rüyalar var. Ve
düşündüğümüz zaman, gerçekten de bazı duyguları yoğun olarak yaşadığımız
rüyalar. Ya da bazen saçma rüyalar da aklımızda kalıyor, öyle değil mi? “Saçma”
bir duygu mudur? Hani beynimiz depolamaya mantık ve duygularla karar veriyor
demiştim, bence bu kavram mantık bölümüne giriyor. Tamam ama, saçma rüyalarımız
şimdi anı olmuyor mu yani? Duygu kısmına girmediği için mi? Ya da belki birçok
duyguyu yoğun olarak yaşadığımız için ve biz bu duruma anlam veremediğimiz için
kafamız karışıyor ve biz de bunu “saçma” olarak adlandırıyoruzdur. Şimdi bir de
sözlük anlamından, konumuzu yazınsal açıdan bakalım:1. Yaşanmış olgulardan
kişinin belleğinde saklanan, sırası, yeri geldiğinde anımsanabilen her türlü
şey. 2. Anımsanmak için birine verilen, bir özelliği olan nesne.
İlk tanıma göre, bazı
rüyalarımızı evet anımsayabiliyoruz. Ama bence bu tanımda “Yaşanmış olgu”
kavramını biraz açmamız gerek. “Yaşamak” kavramının sözlük anlamına baktığımız
zaman birçok tanımla karşılaşıyoruz. Bizim konumuza göre uygun olan anlam ise
nesnesiz ve mecaz olan “Bir durumu yaşar gibi olmak, bir durumla özdeşleşmek,
duymak, hissetmek.” olmalı. “Olgu” kavramı için ise şöyle bir akıl yürütme
yapabiliriz: Olgulardan meydana gelen sonuçlar da olgu sayılıyor. Yani bizim
günlük hayatta yaşadığımız olaylar -ki bu bir olgudur- sonucunda bilincimiz bu
yaşananlardan rüyaları hazırlıyorsa, olgulardan olgu oluşturmuş oluyoruz.
Kısacası buna göre rüya bir olgudur.
Hatırladığımız
rüyalarımız belleğimizde saklanır. Ve yeri geldiğinde -yani hatırlamak istediğimizde-
bu belleğimizdeki rüyaları çoğu kez hatırlayabiliyoruz. O zaman rüya kavramı
anı denen sözcüğün sözlük anlamında ilk tanımıyla uyuşuyor. Denen o ki, bence
rüyaları anı olarak sayabiliriz.
Ne kadar garip değil
mi, kendi içimizde bambaşka bir dünya dönüyor. Ve bu dünya da dış dünyadan
-hepimizin yaşadığı ortak dünyadan- besleniyor. Tek bir ortak noktadan yani.
Sonra bu tek bir ortak nokta milyonlarca insanın içinde yeni bir gezegen
doğmasına sebep oluyor. Hatta bu da yetmiyormuş gibi, bazen insanları bu
konular hakkında yazmaya itip, böyle bir yazıda birçok insanı kelimeler
arasında buluşturuyor.
Rüyalarımızın ve
diğer anılarımızın hayatımız boyunca hep güzel olması dileklerimle...



değerli arkadaşım betül
YanıtlaSilbu yazıyla hayallerine yaklaşmak için ilk adımı attın. bu yolda nice başarılar seninle olsun. harika bir iş çıkarmışsın. tebrik ederimm <3
sevgiler sevde
güzel dileklerin için çok teşekkür ederimm sevde<33
SilBaşarılarının devamını dilerim gayet başarılı :)
YanıtlaSilgüzel olmuş
YanıtlaSilOkuduktan sonra ne hissettiğimi tarif edemem belki ama ona yakın bir duygudan bahsedebilirim. Gurur , gerçekten seninle o kadar gurur duyuyorum ki anlatamam. Böyle devam etmen dileğiyle. Her daim destekçinim. <3
YanıtlaSilİyi ki varsın Zeynep, yanımda olduğunu bilmek bana tarifsiz bir cesaret ve mutluluk veriyor:) <3
Sil