Yeni yazılardan haberdar olmak için:

  Psikolojinin beden sağlığına etkisi   Psikolojimizi kullanarak bedenimizi yönetebilir miyiz?   Evrende, var olan her şeyde bir yön...

Psikolojinin Beden Sağlığına Etkisi

 

Psikolojinin beden sağlığına etkisi


 

Psikolojimizi kullanarak bedenimizi yönetebilir miyiz?

 

Evrende, var olan her şeyde bir yönetici vardır. Hayat, evren her ne kadar spontane gelişiyormuş gibi gelse de, biraz daha dikkatli ve düşünerek baktığımızda her bir olayın ve sistemin arkasında bir yaratıcının, yöneticinin var olduğunu açıkça anlayabiliriz.

 

Şu anda bu yazıyı okurken, varlığını bile fark etmediğiniz milyonlarca göz hücresi var mesela. Ve bu milyonlarca göz hücresini yöneten de milyonlarca hücre çekirdeği var. Bu milyonlarca hücre çekirdeğiyle bağlantılı da belki de yüzlerce beyin nötronu, sinir hücresi vs. var. Henüz vücudumuzun geri kalan kısmını hesaplamadık bile… Üstelik bu yönetme birimi olgusu sadece bedensel değil, biz insanlar nasıl ki binlerce yönetim birimiyle bezendiysek, bu yaratılış özelliğini geri kalan sosyal hayatımıza da yansıtmış bulunmaktayız. Bir iş merkezinde de yönetici ve yönetici birimler bulunur, bir okulda da yönetici ve yönetici birimler bulunur. Üstelik sadece sosyal hayatımıza da değil, ürettiğimiz eşyalara da bu olguyu yerleştirmişiz. Hani eşyalarda olmazsa olmaz bir parça vardır, bu tabii ki eşyadan eşyaya değişir. Örneğin bir bilgisayarın beyni işlemcisidir, bir arabanın beyni motordur.

 


Bu örnekleri daha uzatıp detaylandırabiliriz, ama şimdi üzerinde duracağımız konu, bedenimizin bizzat en büyük yönetim birimi olan beynimiz ve irademiz. Ve bu beyin ve irade dediğimiz -hatta daha çok irademiz- evren üzerindeki insan için verilmiş muhteşem bir güç kaynağı. Hani filmlerde izlediğimiz o süper kahramanın bir süper gücü vardır, işte irade de insanın süper gücüdür. Filmlerde kötü karakterin de farklı bir süper gücü vardır. Ama gerçek hayatta kötü karakterin de süper gücü irade oluyor. Belki de gerçek hayatta bir süper kahraman olmak bu yüzden çok zor. Ya da belki de hepimiz süper kahraman potansiyeliyle dünyaya gelmişken, savaşacak bir kötü kahraman arayışında -rekabet duygusu- bulunup içimizden kötü kahramanlar çıkarıp onları kötü rolü oynamaya itmiş olabiliriz. Bu düşünce daha çok derinleşebilir, değişebilir ve bambaşka açılardan eleştirilebilir.

 


Asıl konumuza gelelim, bedenimizin yönetim birimi diyorduk. Beynimiz ve irademiz. Üstelik bu iki olgunun arasına karışmış müthiş bir etken daha var: duygularımız. Duygularımızı göremeyiz ama etkilerini görebiliriz. Siz kasıtlı olarak yüzünüzü asmadığınız halde, üzüldüğünüzü, sıkıldığınızı yansıtmak için çaba sarf etmediğiniz halde bazı insanlar sizin üzüldüğünüzü anlayabiliyor. Duygularımız yüz ifademize yansıdığı gibi sesimize de, bize gayet normal ve her zamanki gibi gelen davranışlarımıza da yansıyor. Elimizde olmadan, zihnimiz ve duygularımız kısmen de olsa bedenimize ifademize ve davranışlarımıza yansıyor.

 

Bu demek oluyor ki, duygular genel olarak halimizi belirleyen bir etken. Mesela kızgınsanız, zihniniz de bu duyguya eğimli düşünür, herhangi bir şeye zarar verme arzusu içerisinde bulunabilir. Zihin böyle düşünürken beden de zihnin sözünü dinler, sonuç olarak belki de ellerinizi yumruk yaparsınız, dişlerinizi sıkarsınız, belki de kendinize ya da çevrenize zarar vermiş olursunuz.



 Zihnimizde ve beynimizde de farklı kimyasallar vardır. İşte bu kimyasalların dengesi bozulduğu zaman da psikolojik rahatsızlıklar ortaya çıkar. Burada duygunun zihni ve beyni yönetme özelliğini göz önüne getirirsek, duygusal sağlığın ne kadar önemli olduğunu görebiliriz. Örneğin üzgün, mutlu, kızgın insanlar… her birinin dinlemeyi tercih ettiği müzik türleri de farklıdır. Aslında bu noktada farklı bir konuya daha değinmiş olacağız: Bilinçaltı. Beynimiz belirli frekans aralıklarındaki sesleri anlamlandırıp bir sözcüğe, notaya ve ritme çevirebilir. Ama geriye kalan, beynimizin etkin olarak algılayamadığı frekans düzeyinde ise bilinçaltı düzeyinde iletiler alırız. Bu yüzden de farklı ruh halleri içerisindeyken, farklı müzik tarzları tercih edebiliriz. Ve tercih ettiğimiz türden bilinçaltı frekanslarıyla muhtemelen duygusal eksiği kapatmaya çalışırız, ya da o anda bizi onaylayan, hak veren birtakım bilinçaltı iletileriyle -sübliminallerle- duygusal olarak destek arayabiliriz. Bilinçaltı, çok daha karmaşık ve bilinmez olabileceği için, bu konu hakkında söylediklerim kesinlik taşımamakla beraber kendimce bir varsayım olduğunu hatırlatmamda da fayda var tabii ki. Ama duygusal sağlığın gerçekten önemli olduğu tartışılmaz bir gerçek.

 


Psikolojinin ve beynin insan ve beden üzerine nasıl etki ettiğini şu şekilde de anlayabiliriz; bir restorana gittiğiniz zaman, tabakların içindeki yemeğin daha çok görünmesi için bazen standarttan daha küçük bir tabakta servis edildiğini görebilirsiniz. Tabii ki insan üzerindeki her konuda olduğu gibi bu konuda da ticaret ve pazarlamanın lehine sonuç alınması için bir uğraş da elbette söz konusudur. Ayrıca burada müşteriye verilmek istenen mesaj da tabağın fazlasıyla dolu olduğudur. Hatta diyetisyenler de psikolojik olarak kişinin kendini kandırıp, o öğün alınması gerek besini daha küçük bir tabakta yenmesini önerip, psikolojiyi bedene yardımcı olarak kullanabilmektedirler. Örneğin vücuda alınması gereken kalori miktarı 100 ise, bu 100 kaloriyi sadece 1 adet 100 kalorilik besinle almak yerine (yani somut olarak göze az miktarda görünen şekilde almak yerine) belki 20 kalorilik 5 adet besinle somut olarak göze daha çok sayıda görünen besinle bu ihtiyacı karşılamaya yönelik, sağlığı da göz önünde bulundurarak bu tarz taktikler kullanılabilmektedir.

 

Psikoloji gerçeği, kandırılması bir o kadar kolay ama yönetmesi de bir o kadar zor olduğu gerçek. Reklam şirketlerinden tutun, aklınıza gelebilecek başka her mecrada, yönetimde, sosyal ortamlarda rahatlıkla şekillendirilmeye müsaittir.

 


Kişinin olumlamalarla düşünce tarzını, duygularını ve psikolojisini olumlu yönde geliştirip beden sağlığına da bunu yansıtabilmesi mümkündür. “Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur” atasözü de bir açıdan bunu destekler nitelikte denebilir. Durum böyleyken tıp alanında da psikolojinin ne kadar mühim olduğunu söylemeye gerek yok herhalde.


 “Bir hastalığı tedavi ederken, önce zihni tedavi et.” Napolyon Bonapart.

 

Kısacası, duygusal zihinsel ve düşünsel olarak kendinize iyi bakın ve sizi hep iyi hissettirecek insanlarla bulunun, sevdiğiniz işi yapın ve sizi olumsuz duygulara itecek her türlü şeyden kendinizi uzak tutun. Psikolojiniz, duygularınız, zihniniz, iradeniz, bedeniniz ve sağlığınız oyuncak değildir. Kendinize hak ettiğiniz değeri vermeyi unutmayın. Kendinize iyi bakın, mutlu kalın…




0 Yorum: